Ana Yüreği

O zamanlar Ankara Çankaya`da oturuyorduk. Eşimden boşanalı 2 yıl oluyordu, 38 yaşında oğluyla oturan yalnız bir kadındım.. Emir, yaşamın bana sunduğu tek armağandı sanki.. onsuz düşünemiyor , konuşamıyor, hiçbirşey yapamıyordum. Onu herşeyden herkesden fazla seviyordum. Arkadaş toplantılarında Emir`den öbür birşey yoktu dilimde. Bu onları sıkıyordu biraz belki ama umurumda değildi. Biricik oğlumu canımdan fazla seviyordum.

O sıralarda lisede resim öğretmeniydim. İşimi seviyordum, derhal derhal oğlum yaşında çocuklarla haşir neşir olmak, oğlumu tanımama da muavin oluyordu. Bununla birlikte 16 yaşında bir çocuğun dünyasında nasıl fırtınalar koptuğunu hala tam olarak bilmiyordum. Ergenlik heyecanlarını onlarla paylaşmaya çalışıyordum olası olduğunca… Aramızda fazla bir ara olmamasına çaba ediyordum. Zaten art kalan despot öğretmenler sayesinde çocuklar kendilerini yeteri kadar esir hissediyorlardı. Bari resim derslerinde dilediklerince hür olsundular…

Ergenlikte ebeveyn – oğul ilşkisiyle ilgili kitaplar raflarımdan dolup taşıyordu. Anneyle oğlu arasında fazla garip, her seferinde farklı yaşanan, aşkla, masumiyetle, saflıkla ve tutkuyla örülü kopmaz bir bağ vardı…

Çocuk, ergenlik çağında kendi bedenini ve dürtülerini tanıyordu. Karşı cinsle ilgili tanımlamalarını da ilk olarak annesiyle yapıyordu… Ve çoğu vakit ona karşı gizliden gizliye bir aşk, bir tutku besliyordu. Bunları okuduktan sonra aklıma bir tek soru takılıp kaldı:

Acaba Emir de bana aşık mıydı? Hem de öyle bir takıldı ki bir türlü aklımdan çıkaramıyordum. Bu düşünce bana pek fazla şeyi ani yaşattı. Onun o masum bakışlarını düşündüm ve ani aklıma tuvalette mastürbasyon yaptığı düştü. Mastürbasyon yapıyordu muhakkak ki ama kim bilir neler düşünüyordu.

Beni düşünüyor muydu acaba? Hadi canım neremi görmüştü ki düşünsün?..

Yok onu doğuran bendim, onu emziren, birlikte banyoya girip herbiryerlerini yıkayan yine bendim, beni defalarca çırılçıplak gördüğünde şimdi hiçbirşey hatırlamayacak kadar küçüktü… Yoksa o anılar o küçük belleğinde silinmez izler mi bırakmıştı? Yoksa heryerimi hatırlıyor muydu? heryerimi.. Bunları düşünürken yatakta sırtüstü döndüm, geceliğimin önünü çözüp göğüslerimi avuçlarıma aldım. gençliğimden beri kocamandılar.

Boyum 1.74`tü ve 68 kiloydum. Aynanın karşısnda durmuş göğüslerime bakıyordum.

Geceliği olduğu gibi çıkarttım.. Yan döndüm…

Popomu elimle destekleyip kaldırdım. Acep Emir benimle ilgili neler düşünüyordu? Bunu kati olarak öğrenmeye karar verdim, ama evvel küçük öğrencilerim üzerinde bir tecrübe yapmam gerekiyordu. Geceliğimi giydim, yatağa uzandım. Sanırım monoton hayatıma kendi kendime renk katmaya başlamıştım…

Ertesi sabah yataktan sanki daha dinlenmiş, daha dinç, daha mesut kalktım. Emir`in servisi fazla erken geliyordu, o yüzden derhal odasına gidip onu öperek uyandırdım. Gözlerini ovuşturdu “Anne fazla tuhaf bir düş gördüm” dedi. Yatağın kenarına oturdum “Çabuk cabuk anlat yoksa servisi kaçırırsın” dedim.

Hızlıca ve heyecanla anlatmaya koyuldu.

– Çok yüksek bir binanın tepesindeydik senle ben… Sen bir sandalyede oturuyordun ben de yıldızlara bakıyordum. Anne, ne kadar fazla yıldız var di mi? diye sordum

– Evet oğlum- dedin sonra bana

– çorabımı giydirir misin?- diye sordun.

Elinde o okula giderken giydiklerinden ince kara bir çorap vardı. Ben de ayaklarını tutup ayağına giydirmeye başladım sen de ayağını kaldırıp ağzıma sürdün”

Bir süre hiçbirşey söyleyemedim. O ise gözlerini iri açmış benden bir yorum beklercesine masum masum bakıyordu..”Bu kadar mı?” diyebildim. “Evet” dedi. “Hadi o vakit acele fırla! Annenin seni ne kadar fazla sevdiğini anlatan bir düş görmüşsün ama şayet servisi kaçırırsan annenin ne kadar kızabileceğini de görürsün hem de GERÇEKTEN!”.. Poposuna bir şaplak indirdim. Kıkırdayarak banyoya koştu…

Emir gittikten sonra döşek odama yöneldim. Yapılacak işlerim vardı…Okul eve yakın olduğundan dersten 15 dakika evvel çıksam yetişiyordum. Eve de Emir`den fazla evvel geliyordum.

O yüzden bol bol zamanım vardı. Bir an gördüğü düş aklıma düştü. Acep ayaklardan ve bacaklardan mı hoşlanıyordu Emir? Acep benim çoraplı ayaklarıma çaktırmadan bakıyor muydu? Acep onları öpmek mi istiyordu? heyecan ve utanç duyguları bedenimde çarpışıyordu. Ama yine de bu düşünceler o günkü planımla ilgili bir düşünce verdi…

Çorap çekmecesinden koyu siyah-kahverengi 40 numara külotlu çorabımı çıkardım. Onu elimle genişlettim. Yatağa serdim. Buruşma yapmasın diye bacaklarıma krem sürdüm. Külodumu çıkardım. Çorabı özenle giydim ve ayak bileklerimden belime kadar elimle iterek gerdirdim. Dolabımı açtım. İşte orada asılı dıruyordu: Senelerdir giymediğim derin yırtmaçlı bordo daracık mini eteğim.

Aceleleyle içine girdim. Fermuarı biraz zorlandı. Şişmanlamıştım. Ama aynanın karşısına geçtiğimde bunun o kadar da vahim bir vaziyet olmadığını heyecanla gördüm. Etek gövde hatlarımı zorluyor, belimi, popomu, bacakları olduğu gibi gözler önüne seriyordu, hele popomun her bir kıvrımı gözüküyordu.

Omuzları aleni bej renkli straplez bluzumu içime sutyen giymeye gerek duymadan üstüme geçirdim. Göğüslerim dışarı fırlamıştı sanki, koca göğüs uçlarımın çıkıntısı belli oluyor, biraz dikkatli bakıldığında koyulukları da görülüyordu.. 10cm topuklu parlak gül kırmızısı terliklerimi ayağıma geçirdim… Aynanın karşısına geçip dikkatle baktım. O güne kadar okula dizimin hizasını geçmeyen eteklerle, kalın gömlekler ve bilumum gayet kapalı elbiselerle gitmiştim… Ve şimdi tam anlamıyla bir kaltak gibi gözüküyordum..

Üstüme uzun lacivert pardösümü aldım önünü kapadım ve okulun yolunu tuttum…

Hademeye günaydın dedim. Umursamaz gözlerle başını salladı. Planım tıkır tıkır işliyordu. Pardösünün altında neler olduğunu bilse bu ihtiyar hademe derhal oracıkta kalpten gidebilirdi ama hiçbirşey anlamadı.

Koridordan hızlı hızlı sınıfıma doğru giderken zil çaldı.. Tüm öğrenciler sınıfa girdikten sonra o bildik manzara; kapının hafifçe aralanması, meraklı bir çift gözün koridoru taraması sonra benim geldiğim görüp kapıyı kapatıp ” Öğretmen geliyor!” diye haykırması…

Sınıfa girdim. ayağa kalkan öğrencilere oturun der gibi başımı salladım. en öndeki sıranın önünde durdum “Günaydın çocuklar bugün dersimizde fazla zevkli bir mevzu, bahis işleyeceğiz” dedim.

sınıftan şen bir uğultu yükseldi. Pardösünün kuşağını usulca çözdüm, önü kendiliğinden iki yana açıldı. “Kadın vücudu çizeceğiz” dedim. Ön sıradaki bir öğrencinin gözleri pardösünün içinde fırlamış göğüslerime takılmıştı. Tüm öğrencilerime tek tek baktım. kız mevcudu olmayan 26 benlik bir sınıftı..”Bu gün size ben modellik yapacağım”

Pardösüyü çıkardım. Sandalyeyi sınıfın ortasına getirdim ve bacak bacak üstüne atıp oturdum.

Hepsi de müthiş heyecanlanmıştı ve ben de bu heyecanı onlarla paylaşıyordum. Tenim ateş gibi olmuştu ama oyunumu da sonuna kadar oynayacaktım.”Evet çocuklar” dedim “Hepiniz herhalde az da olsa kadın vücudunun neye benzediğini biliyorsunuz”

Kafalarını hayır anlamında iki yana salladılar. Derhal hepsi ben bakışlarımı öbür yöne çevirdiğimde vücuduma dikkatle bakıyor sonra onlara döndüğümde bakışlarını kaçırıyorlardı. Utanmışlar ve garip heyecanlanmışlardı. Ben de aynı durumdaydım ve bu gün içlerinde kopan fırtınalara ortak olmaya kararlıydım.”ayağa kalkıp yanıma gelin” dedim. Hepsi bir anda zil sesini duymuşçasına fırladılar. Etrafımda küçük erkeklerden küçük bir ordu vardı. Arkada kalanlar parmaklarının üstüne basıyor, birbirlerini ite kaka bana bakmaya çalışıyorlardı.

“Şşşşt itişmeyin. Bu gün herkes istediği kadar bakacak” dedim.

“Şimdi beni iyice incelemenizi istiyorum. Bazı kıvrımları anlamanız için dokunmanız gerekecek. Sonra altlıklarınızı ve kağıtlarınızı alıp çizmeye başlayacaksınız. Blok ders yapacağız teneffüs yok.”

Bunları söylerken bacağımı bacağımın üstünden indirip eteğimi popoma kadar sıyırdım. Bazıları kafalarını bir hayli yakınıma uzatmışlardı. İçlerinden birinin elini tuttum, bacağımı ileriye doğru uzatıp elini baldırlarıma koydum. Eli ince çoraplı bacağıma deyince bundan oldukça heyecanlanmış gözüktü. Pantolonunun önünde iri bir şişkinlik farkettim.

Daha sonra hepsini yerlerine oturttum.

Kağıtlarını altlıklarına kıstırdılar. Ben de öndeki sıranın üstüne iskemle koydum.

“Çocuklar yardım edin de şunun üstüne çıkayım” dedim.

Üçü yarışırcasına öne atıldı. Biri elimi tuttu. öbür ikisi de az evvel arkadaşlarına yaptığım şeyden cesaret almış olmalılar ki bacaklarımdan kavradılar. Hepsi de alttan açılmış olan eteğimden bacaklarımı ve popomu dikizliyorlardı. Derhal hepsinin önü iri olmuştu. Terlikleri ayağımdan çıkardım. Bacaklarımı olabildiğince araladım. Parlak çoraplı bacaklarıma baktıklarını gördükçe ateş gibi oluyordum, heyecanlanıyordum.

“Bacaklara dikkat edin” dedim.

“Ve göğüsler. Göğüslerimi rahatça görebiliyor musunuz? Kıvrımları belli oluyor mu?”

Göğüslerimi altlarından tutup kaldırdım. Tam o anda hafif hafif bir tenin tene vurma sesi geldi. pıt pıt pıt! Ritmi kimi hızlanıyor kimi yavaşlıyordu. Küçük haylazlardan biri mastürbasyon yapıyordu. Allahım bu yaptığım delilikti. O anda sınıfa herhangi biri girecek olsa okuldan bile atılabilirdim.

Birden kafama bir yumruk yemiş gibi bacaklarımı topladım. terliklerimi giydim. Sandalyeden aşşağı inip onu yerine koydum.

“Hocam daha bitirmedik” uğultuları yükseldi “Bu günlük bu kadar kafi çocuklar haftaya öbür bir konuyla devam ederiz” dedim. Çizdiklerini denetim ettim. Hiçbirininkinden birşey anlaşılmıyordu. şayet doğru düzgün çizilmiş bir desen olsaydı derhal toplayacaktım.

Pardösümü giydim ve sanat tarihi kitabından mevzu, bahis anlattırarak abuk subuk bir ders işledim. Zil çalınca da yine hızlı adımlarla evin yolunu tuttum.

Straplez buluzumu ve eteğimi çıkardım. Sutyen takıp o her vakit evde giydiğim uzun basmalı elbisemi üstüme geçirdim. Çorap ve terlikleri çıkartmadım. Derhal aş yapmaya koyuldum. Oğlum eve geldiğinde herşey amade olmalıydı.

Birkaç saat sonra anahtar sesi geldi. “Meraba ebeveyn ben geldim” diye mutfağa daldı. “Merhaba bitanem nasılsın?” dedim. Ama ondan ses gelmedi. Kafamı çevirdim. Topuklu ayakkabılarıma ve ayaklarıma bakıyordu…

“Anne çorabın kaçmış” dedi. Ayağımı havaya kaldırdım. Çorap topuktan bileğe kadar kaçmıştı. Bu her vakit olabilirdi evet ama normal olmayan Emir`in bakışlarıydı. Gözleri açıktı ve sanki kalbi burnunda atıyordu. Hızlı hızlı soluyordu. Tanrım oğlum ayaklarıma bayılıyordu. heyecandan ölecek gibi bir hali vardı. Kafamı lavaboya çevirdim. Bir ayağımı terlikten çıkardım ve sözümona üstüyle öbür ayağımın topuğunu kaşımaya başladım. Oğluma çoraplı ayaklarımı olduğu gibi sergiliyordum…

Yemekten sonra sanki fazla yorulmuş gibi kanepeye uzandım. Elbisemin eteğini dizlerimin üstüne kadar sıyırdım ve Emir`i çağırdım. “Ayaklarımı biraz ovsana canımın içi, fazla ağrıyorlar” dediğimde onun hakkındaki düşüncelerimde yanılmadığımı farkettim. Ne yapacağını bilemedi, heyecanını bastırayım derken iyice batıyordu, fazla şirindi…

Sağ ayağımı hafif hafif yoğurmaya başladı. İki elinin avuçlarıyla ovuyordu ayağımı. Sonra (sanırım) yavaş yavaş cesareti arttı. Parmaklarımı tek tek okşuyor, onların bittiği yerleri, ayağımın ortasındaki boşluğu özenle ovuyordu. Topuğumu iki eline alıyor, parmaklarının ucuyla daireler çiziyordu sanki hep bu hatıra beklermiş gibiydi. Harikaydı ve aman tanrım vajinam sulanıyordu, oğluma ayaklarımı ovduruyordum ve senelerdir hiç yaşamadığım şeyleri yaşıyordum.

Derinden derine bunun hayatımdaki dönüm noktalarından biri olduğunu hissediyordum… İki ayağımı da çılgınca ovmuştu ama hiç yorulmuşa benzemiyordu ” Aslanım! bundan sonra her akşam annenin ayaklarını ovar mısın?” diye sordum. Gözleri parladı. Ve sonra o ana kadar aklıma getirmemek için fazla zorlandığımı şeylerin bir anda beynime saldırı etmesine yol açan şeyi çekine çekine söyledi: “Anne, ayakların fazla güzel kokuyor…”

Bütün gün ayaktaydım. Ayaklarım gerçekten kokuyor olmalıydı, ve bu onun hoşuna gidiyordu. Müthiş heyecanlanmıştım. “Çorap ve topuklu pabuç giymemden hoşlanıyor musun peki?” dedim, “Evet ebeveyn ayaklarını fazla seviyorum bilhassa de çoraplı ayaklarını” deyiverdi. “Peki o zaman..” dedim, “

Odamdaki çorap çekmecesini aç ve ordan en beğendiğin çorabı kap da gel, şu kaçmış çorabı değiştirelim”. Derhal fırladı. O menfaat çıkmaz elimi ateş gibi yanan vajinama götürdüm, dudakları şişmiş ve sarkmıştı içinden oluk oluk sıvı geliyordu. Emir`in ayak seslerini duyar duymaz toparlandım…

“Anne hangisini seçeceğimi bilemedim” dedi.

Bir elinde gül kırmızısı süper ince külotlu çorabım öbür elinde de 30 numara kara parlak ince gül desenli külotlu çorabım vardı. “Önce hangisini giyeyim?” dedim, kırmızıyı uzattı… Sandalyeye oturdum. Bacaklarımı yana doğru uzattım, popomu hafifçe kaldırıp çorabı aşağıya sıyırdım. İçimde külot olmadığından eteğimi siper ederek çorabı yavaş yavaş çıkarttım. Oğlum dikkatle beni izliyordu.. Kırmızı çorabı sıvayıp evvel bir ayağıma, sonra da diğerine geçirdim. İki bacağımın dizlerine kadar giydikten sonra ayağa kalkıp çorabı tamamen giydim. Bunu yaparken kadınlığımı bir an için açıkta bırakmıştım, Emir`in bunu farkettiğini derhal anladım. Kaçamak bakışları, nefesinin ani hızlanması beni müthiş heyecanlandırıyordu.

Oğlum tarafından dikizlenmek muhteşemdi…

Çorabın buruşukluklarını düzelttikten sonra ağır adımlarla oğlumun yanına geldim, etrafında döndüm (Elbisemin alt kısmını elimle dizlerimin üstüne doğru sıyırmıştım)… Yine bedenim ateş gibi yanıyordu, kendimi fahişe gibi hissediyordum ve canım yavrum oracıkta bana bakıyordu, eşofmanının kabaran önünü eliyle kapamaya çalışıyordu…

Duygularıma yargıç olamıyordum artık..

Aniden arkamı dönüp kalçalarımı dışarıya doğru çıkarttım ve elbiseyi belime kadar sıyırdım.. Annesinin külotlu çoraplı poposu olduğu gibi Emir`in gözleri önündeydi…Başımı çevirip omuzumun üstünden oğluma baktım…

Eliye önünü kapama gereği duymuyordu artık.. Ve penisi neredeyse eşofmanı yırtıp dışarı fırlayacaktı.. Sanırım oğlumun iri bir erkeklik organı vardı ve onun içime girdiği düşüncesi tüm bedenimi alaz alaz yakıyordu…

Emreden bir sesle” Eşofmanını ve külodunu çıkart!” dedim. Dediklerimi tereddüt etmeden yaptı. penisi flop diye fırladı, yaklaşık 16cm boyunda iri mor bir başı olan kusursuz bir yaraktı…

Çorabın vajinamın üstüne denk gelen yerini tırnağımla yırrtım, ellerim aş masasına dayadım, belimi büktüm, popomu dışarı çıkarıp parmaklarımın üstünde hafifçe yükselerek ” Hadi Emir, işte hep düş ettiğin şey yavrum, hadi sik beni” deyiverdim…

Penisi oğlumun elindeydi arkama doğru yaklaşıp vajinama bastırmaya başladı ama nasıl sokacağını bilemedi, bacakları titriyordu… penisini elime alıp dosdoğru amıma soktum, kalçamı da ona doğru bastırıp oğlumun yarağını köküne kadar içime kaydırdım… O anda yüksek sesle feryat attığımı hatırlıyorum… Bu 3 senedir vajinama giren ilk şeydi ve o da oğlumun sert, sıcak yarağıydı. Oradan çıkmıştı ve yine oraya giriyordu…” Ohhh Emir becer beni oğlum, ohh fazla güzel sikiyorsun, damarlarını hissediyorum, dibine kadar bastır, becer anneni” diye yalvarırken o ikinci defa soktu, artık bu işin nasıl yapıldığını öğreniyordu..

Sonra seri kalça hareketleriyle beni katı bir şekilde sikmeye başladı. Orada, salonun ortasında, aş masasına dayanmış kendimi öz oğluma siktiriyordum..

Birden daha da hızlandı, hareketlerinden anladım ki yavrucuğum boşalmak üzereydi… Amımın dudaklarını kastım ve içindeki yarağı sıktım.. Emir inleyerek içime boşaldı…

Yaptığım şeyden kesinlikle pişman değildim.. Bu muhteşem bir deneyim olmuştu… Artık oğlumun orospusuydum, o ne derse yapıyor, ne isterse giyiyordum.

İzlediği porno filmlerindeki sahneleri benimle deniyordu, becerilmedik yerimi bırakmıyordu..

Hala Ankara`da oturuyoruz, eşimden boşanalı 7 yıl oldu. İyi ki de boşanmışız, yoksa hayatımın aşkıyla asla birlikte olma şansım olmazdı..

Gönderen: Mehveş